HOME

Tektonik gucler yeryuzundeki levhalari veya levha parcalarini birbirlerine ittikce, kayalarin bazi kisimlarinda stres olusturuyor. Bu itmeler eger sabit hizda olursa, stres dogrusal olmayan sekilde artiyor; yani bir yerden sonra asiri derecede artip depreme sebep oluyor. Fakat depremi olusturan bu geri donusumu olmayan noktaya gelinmeden once, kayalarin stres altindaki yerlerinde "positive hole charge carrier" denilen, kayalarin icinde rahatca dagilabilen elektronik sarjlar ortaya cikiyor.* Bu parcalar yuzeye geliyor ve yeryuzeyinde cok yuksek elektrik alani olusturuyorlar. Bu yuksek elektrik alanlarinin yuksek voltaj yuklu alanlar ile ayni olmadigini belirtmek lazim. Cunku elektrik alanini hesaplamak icin, voltaji uzakliga bolmek gerekiyor. Voltaj sadece birkac volt olsa bile, uzaklik kisa olursa (mesela birkac nanometre kadar), olusan elektrik alani santimetre basina bir milyon volt'a esit oluyor. Bu miktar, havanin yeryuzune elektron vererek iyonize olmasini saglamak icin yeterli bir miktar. Pozitif yuklu iyonlar havaya karisiyor, ve suruklenerek veya konveksiyon ile atmosferde yukariya cikiyor. Bu iyonlardan herbirinin uzerinde bir su tanecigi yogunlasabilir. Fay hatti uzerinde bulutlarin olusup olusmayacagini, nerede ve ne zaman olusacagini belirleyen cok onemli bir kriter, havanin yukseklige bagli olarak nemi ve sicakligidir.

GERCEKLESMEYEN HABER....SABAH INTERNET SESLI HABER

TURKIYE’DE OLASI BUYUK BIR DEPREM ONCEDEN TAHMIN EDEBILIRIZ...

Ancak depremleri önceden saglikli bir sekilde tahmin etmek istiyorsak, deprem öncesi on sinyalleri ve litosfer-atmosfer-ionosfer’de deprem öncesi,esnasi ve sonrasi meydana gelen anormallikler üzerinde uzun sure çalismamiz lazim geldigini düsünüyorum.

I.S.E.P. NEDEN KURULDU VE D.S.T.LER ILE NASIL CALISABILIRIZ?

I.S.E.P. ‘i ilk önce Hollanda’li Yer Bilimler akademisyeni Prof Dr John Van Genderen kurmaya çalismistir, ancak zaman darligi yüzünden kendisini Hollanda’ya ziyarete gittigimde bu amacini benim yapmami istedi. 5 Haziran 2007 tarihinde, hayatlarini “deprem tahminine” adayan amatör deprem arastirmacilariyla ayni konuda çalismalar yapan uluslararasi akademisyenler ile bir olup gerek yapisi gerekse amaçlari yönünde bir “ilk” olan I.S.E.P.’i kurduk. “International Society of Earthquake Precursors”, yani Uluslararasi Deprem On-Sinyalleri Kurumu. Ilk oylamada yönetim kurulu beni baskan seçti.

Basta USGS gibi dev bir arastirma merkezi olmak üzere ve onun önerilerinden disariya çikmayan uluslararasi birçok üniversite deprem on sinyallerine inanmadiklari ve önemsemedikleri için I.S.E.P. olarak bizleri çok zor günler beklemektedir. California Üniversitesinden David Jackson, Tokyo üniversitesinden meshur Prof Dr Robert Geller ve ekipleri karsisinda çok zorlanacagimizi biliyoruz.

Su an bile Türkiye’de olasi bir büyük depremi birkaç gün önce haber verebilme durumundayiz. Ancak en büyük problemimiz depremin olacagi bölgeyi tam olarak kestirememek. Bir çok arastirmacinin, degisik ülkelerde yaptiklari sahsi çalismalarla elde edilen sonuçlar birlestirildiginde ortaya az çok bir deprem tahmini yapabilme durumu çikiyor. Imkansizliklarla mücadele ettigimizden buldugumuz sistemleri saglikli bir sekilde degerlendiremiyoruz.

www.meteoquake.org sitesinde “Bulut olusumuna dikkat” diye mesaj yazdigimiz zaman, meteorolojiden anlayan kisilerin meteorolojik olmayan bulut resimlerini siteye göndermeleri bizim çalismalarimizi daha da kolaylastiracaktir.

Dünyada az de olsa bazi profesyonel ve amatör arastirmaci, bilim adami ve Akademisyen guruplari deprem tahmini konusunda asagi yukari on seneye yakin ciddi arastirmalar yapmaktadirlar. Ancak çok kompleks olan bu çalismalardan henüz sabit bir sonuç alinamamis, bütün deprem tahminleri veya depremlerden sonra kaydedilen anormallikler istatistiksel verilerde kalmislardir. Ancak, senede sadece yüz binlerce insanin hayati bahis konusu olmayip, büyük endüstrilerin saglam bir sekilde ayakta durmasi da söz konusu oldugundan deprem mekanizmasinin tarifini degistirmenin zamani geldi zannediyorum. Bugün muhafazakar bilim adamlari ve resmi enstitüler, deprem mekanizmasi dendiginde sadece litosferi göstermektedirler. Ancak sadece litosferi göstermek ve sadece orayi durmadan kurcalamak depremleri önceden haber vermiyor. Bilime de zarar veriyor. Çünkü yüzyillardir, kuyrugunu kovalayan kediler gibi ayni noktada odaklaniyor uluslararasi bilim adamlari. Her büyük depremde insanlar yok oluyor ve ülke ekonomileri sarsiliyor. Artik çok daha genis düsünmek lazim geldigini savunuyoruz I.S.E.P. olarak.

Yapilacak olan en mantikli proje, yukarda bahsettigim deprem öncesi sinyallerini bir ana bilgisayarda toplamak ve üzerinde çalisacagimiz faylardaki D.S.T. aletlerini de ayni bilgisayara ilave etmek olacaktir. Dikkat edilecek en önemli fakat en basit unsur, D.S.T. aletlerinin LAIC anormalliklerini inceleyecegimiz ayni fayin üzerinde yer almasi olacaktir. Yoksa yapacagimiz arastirmalar hiçbir yarar saglamayabilir.

ERKEN UYARI ILE “DEPREM ON SINYALLERI” FARKI.

Erken uyari sistemlerinin en basinda DST aleti gelir. (Digital Seismic Telemetry) ve örnegin bugün Budapeste’de kullanilmaktadir. Orada Vrancea fayinda meydana gelen depremler baskente 140 km uzaklikta ve çok derinde meydana gelirler, asagi yukari 200km. Devlet yetkilileri DST ‘yi hayat kurtarmak için yerlestirmemislerdir, sadece birkaç saniye içerisinde devlete ait çok önemli evraklari kurtarabilmek için bu sisteme basvurmuslardir.

DST bildigimiz analog sismometreler gibi çalisirlar ve yer altindaki hareketlenmeleri kaydederler. Diyelim ki bir DST aletini bir fayin üzerine yerlestirdik, eger o fayda bir hareketlenme varsa, alet P dalgalarini kaydeder.. Mesela bu aletten bir tanesini Istanbul’a 120 km uzaklikta koydugumuz zaman, o P dalgasi 20 saniye sonra ancak Istanbul sehir merkezindeki rasathaneye gelebilecektir. Arkasindaki S dalgalari ise 3.4 km/saniyelik bir hizla Istanbul’a 35 saniyede varacaktir.

En iyi senaryoyu inceleyecek olursak, Istanbul’daki o veri toplama noktasi, 15 saniyelik bir zaman içerisinde asagidaki islemleri yapmalidir:

1.- Bütün Marmara bölgesindeki gaz , elektrikli tren, nükleer reaktörler vs kapatilir

2.- Devlete ait önemli evraklar kurtarilmaya çalisilir vs.

Marmara bölgesindeki faylarin sayisini burada yazmaya lüzum yok, yerlestirilmesi gerekecek olan DST lerin sayisi o faylarin sayisina esit olmalidir. Her bir DST, sehir merkezinde bir bilgisayar odasinda toplanmalidir. Istanbul, Budapeste olmadigi için toplanan her bir DST ayni zamanda baska bir noktada da toplanmali ve hangi fay alarm verdiyse, sadece o fayin deprem yaratabilecegi alanlarda erken uyari sistemi uygulanmalidir.

Herhangi yanlis bir alarm ile (ki bu 90%) böyle olacak, çünkü gerçekte DST lerin P dalgalarini dahi yanlis ölçtükleri görülmüstür, gazlar ve elektrikler bosu bosuna kesilecek ve her gecen dakika sehrimize ve bölgemize yüz binlerce dolara mal olacaktir.
Istanbul gibi büyük bir sehri depremlerden korumak amaciyla “erken uyari ” sistemi yapacagiz diye en asagi 10 milyon dolar harcayacagimiza bunun yarisindan daha az miktardaki bir meblag ile I.S.E.P. olarak deprem on-sinyallerine harcayip depremleri degil 15 saniye ama 10 gün önce haber verebiliriz. En önemlisi ise 10 sene içerisinde depremlerin gerçek mekanizmasini çözebiliriz.

MARMARA OLASI DEPREMINI HABER VERMEK ISTIYORUZ

5 Haziran 2007 tarihinde I.S.E.P. kuruldugundan bu yana dünyanin bazi ülkeleriyle “deprem on sinyallerini” arastirmak için ikili görüsmelere basladim. En büyük arzum, standart hale getirmekte oldugumuz projeyi (yani dünyadaki her fayda tatbik edilebilir) Marmara bölgesinde tatbik edip, Istanbul olasi depremini birçok gün önceden haber vermek olacaktir.

I.S.E.P. olarak bizim amacimiz gerek DST (digital seismic telemetry) veya diger Erken Uyari cihazlariyla depremlerin ilk P dalgalarini yakalamaya çalisan aletler olsun, daha P sinyalleri baslamadan depremi çok daha önceden tahmin edebilmektir... Ancak ilk senelerde derin arastirmalarimiza erken uyari cihazlarinin, P dalgalarini baslama saniyesini belirtmesi için baslayacagiz. Deprem tahmini ile degil. Özetle ve halk dilinde anlatacak olursam, P dalgalari basladigi andan itibaren geriye donup 15 gün içerisindeki bütün anormallikleri inceleyecegiz. Tabii ki P dalgalari basladigi an erken uyari sistemi de otomatik olarak çalisacaktir. Inceleyecegimiz bu anormallikler Ingilizce “LAIC anomalies before, during after earthquakes” yani “Litosfer, atmosfer, ionosferde deprem öncesi, esnasi ve sonrasi anormallikler” diyebiliriz, veya “Pre-earthquake signals” ayrica “Deprem öncesi sinyaller” de diyebiliriz.

Zaten projemizin kapsaminda bulunan uydu verilerini inceleyecegiz. Bütün Avrupa kitasini kapsayan uydularin basinda EUMETSAT tarafindan yönetilen Meteosat-9 uydusu geliyor. Bu uydu günde 24 saat ve her 15 dakikada resim yollayabiliyor. Polar sistem olarak ise NOAA- 17 ve NOAA-18 ile Metop-A uydulari günde iki kez ayni yöreden geçiyorlar. Bu görüntüleri Ingiltere’den EUMETCast tarafindan alabiliriz. Bu görüntüleri elde edebilmek için sahsim adina kontratim var.

Bunlardan baska, daha çok yüksek çözümlü uydular var, bunlar Terra ve Aqua uydulari olup MODIS scannerini tasimaktadirlar. Bunlar günde 4 kez ayni noktadan geçiyorlar. DMSP uydulari da askeri uydu olmalarina ragmen istediginiz zaman görüntü verebiliyorlar. Metop- A polar yörüngesinde GPS alicilari bulunduruyor ve atmosferi çok daha iyi bir sekilde inceleyebiliyorlar. DEMETER uydusu sadece deprem on sinyallerini arastirmak için Fransiz devleti tarafindan 700 km yükseklige gönderilmis sadece orbit görüntü saglayan bir uydudur. Maalesef artik son aylarini yasamakta olan QuakeSat uydusundan faydalanamayacagiz, ancak ki son anda kuvvetli finans kaynaklarini elde etsinler. Daha birçok onlarca uydudan veri toplayabilecegimizi düsünüyorum.

Degisik uydulardan, depremin meydana geldigi ve D.S.T cihazinin bulundugu ayni fay hatti üzerinde elde edebilecegimiz degisik parametreler bir “database” de toplanacaktir.

Deprem mekanizmasini çözebilmek için asagidaki parametrelerin nasil çalistiklarina dair, birbirlerine olan baglari, ve böylelikle depremi ilk tetikleyen unsurun ispatlanmasi, bazi veriler ve sonuçlar elde edilse dahi, ayni ölçme cihazlarini ayni sartlarla baska faylarda deneyip tasdik edilmesi, eger varsa farklarinin incelenmesi gibi birçok unsurlarin çözülmesi lazimdir:

Deprem öncesi son iki haftalik zamanda Seismo-elektrik ve manyetik sinyalleri yer istasyonlarindan ölçebilmek, verileri saglikli bir sekilde elde edebilmek. Ayni sekilde ULF,ELF/VLF/LF,MF,HF gibi frekanslari ve deprem öncesi meydana gelen degisiklikleri gene yer istasyonlarindan ölçebilmek ve verilere sahip olabilmek.

Atmosfer ve ionosferdeki seismogenik elektromanyetik dalgalarini kapabilmek, alçak atmosferde meydana gelen deprem isiklari ve deprem bulutlarini incelemek, içerisine uçak yollayip kimyasal yapilarina sahip olmak, ve buna benzer daha detayli parametreleri en ince tefferuatlarina kadar takip edip bir noktada toparlamak lazimdir.

BULUTLANMA

Alçak atmosferde meydana gelen bulutlar benim sahsi tecrübelerime dayanarak açiklayacak olursam “yilan gibi uzun ve gri renkte, hemen kendi üst tabakasindaki bulutlara veya hava akimina tam 180 derece açi ile ters hareket eden” bulutlardir.. Ancak bilimsel yönden “inanilmaz” diyebilecegim baska bir istatistiksel gözlemim ise, eger alçak ve meteorolojik olmayan bu bulutlar hizli bir sekilde hareket ediyorlarsa, o zaman depremin magnitude’u de kuvvetli oluyor, eger daha yavas hareket ediyorlarsa magnitude daha az oluyor.. Bunun içindir ki bildigim bütün depremlerin kuvvetini çok az hatayla bildim.. Ancak bilmedigim en önemli unsur, depremin mekani...Eger apaçik bir havada, ufak bir bulut parçasi yeryüzüne yakin bir sekilde duruyorsa, o zaman olasi deprem 3.0 veya 3.3 u geçmez. Bu bulutlar deniz seviyesinden 100 ila 300 metre yükseklikte ince beyaz bir çizgi gibi durabilirler. NASA laboratuarlarinda görev yapan ve I.S.E.P. yönetim kurulundan, çok yakinlastigim Friedeamnn Freund, litosferde stres basladiginda elektriklenme oldugunu, kayalarin bir batarya rolü oynadiklarini ve yeryüzüne dogru elektriklenmeyle rutubet karisiminin alçak tabakada sis, biraz daha yukarda bulut yaptigini söylüyor. Gene NASA’dan ve yakindan tanidigim Dimitar Ouzounov ve Patrick Taylor da NASA’nin bu bulutlarla 2004’den itibaren ilgilendigini belirtmislerdi.

Amacim deprem öncesi bu bulutlar görüldügünde içerisine bir uçak gönderip (Prof Dr Mahmut Celal Barla’nin fikri) numune almak olacaktir. Benim kanaatimce, bu bulutun içerisinden, iyonize bulut oldugu, ancak radon veya helyum degil “ozon” çikacagidir. Bu bulut olusumunun 100% , D.S.T. lerin P dalgalarini kaydetmeden meydana gelecegini biliyorum.

NEDEN OZON ?

Gene 1970-1974 yillarina döndügümüzde ve www.meteoquake.org sitemde de 2005 Subat ayinda yazdigim gibi deprem öncesi bulut olusumlari esnasinda alçak tabakada kuvvetli bir ozon olusumuna kanaat getirmistim. Oksijen ve elektriklenmeyle olusan ozon’un o bulutlar içerisinde olacagina son derece inanmistim. Ancak çok yakin tarihe kadar ne NASA’daki arkadaslarim ne de ben, bu konu üzerinde hiç bir çalisma ve makale görmemistik.. Ancak Rus bilim adamlari tarafindan yazilan “The variations of ozone content in the atmosphere above strong Earthquake epicentre” elime geçip NASA’ya yolladigimda çok pozitif bir cevap geldi. “Gene çalismalarinda ve hislerinde hakliymissin” cümlesi ardindan bu yazi hakkinda ve deprem öncesi ozon olusumu hakkinda bilgiler geldi. St.Petersbourg askeri bilim akademisi mühendisleri tarafindan yazilan bu yazi beni için çok büyük bir deger tasiyor.

DIGER UNSURLAR

Bunlardan baska, herhangi bir anormallik kaydedildiginde, çalisma yapilmakta olan faylarin yakininda ikamet eden halkin saglik durumunu, ve hayvan hareketlerini yakindan takip edebilmek, yer alti sularinin, kuyu sularindaki seviyeyi, kontrol altinda bulunan faylardaki stres durumunu, radon çikisini da incelemek gerekir. P dalgasi kaydedilmeden litosferdeki “stres” ve diger fenomenler iyice incelenmelidir.

Bugüne kadar birçok degisik ülkelerde yapilan çalismalar sunu göstermistir ki, radyo dalgalarindaki, frekanslarda meydana gelen anormallikler, ion isisinin artisi, elektron agirliginin degismesi depremlerden 2 ya da 3 hafta önce de olabiliyorlar. Deprem esnasinda da ve/ veya deprem sonrasinda da olabiliyorlar. Depremden 15 gün önce baslatacagimiz arastirmalarimizi deprem sonrasinda da devam ettirmeliyiz.

Iste bütün bu parametreler kaydedilen depremden önce incelenmelidir.

MED VE CEZIR OLAYI DEPREM TETIKCISI OLABILIYOR

Elizabeth S. Cochran 1*, John E. Vidale 1, Sachiko Tanaka 2 in arastirmalarina göre ayin dahi depremler üzerinde etkisi olabiliyor. Med ve cezir olayi esnasinda sularin çekilmesi ve tekrar ileri gitmesiyle faylarda titresimler meydana gelebiliyor
1 Department of Earth and Space Sciences and Institute of Geophysics and Planetary Physics, University of California, Los Angeles, CA 90095, USA.
2 Department of Geophysics, Graduate School of Science, Tohoku University, Sendai, Miyagi 980-8578, Japan; Present address: National Research Institute for Earth Science and Disaster Prevention (NIED), Tsukuba-shi, Ibaraki-ken 305, Japan.
Ayrica Cin Akademisi ve Pekin Meteoroloji Genel Müdürlügünden Dr Zhenqiu Ren de ayni sonuca varmis ve deprem tetikçisinin aydan geldigini birçok depremi inceledikten sonra karar vermis. Triggering Effect of Tide-generating Forces Resonance on Great Earthquake and their immediate Prediction Test basligi altinda yazdigi abstractta birçok depremin ayla iliskisini gösteriyor.

DEPREMLER GUNES ISINLARINDAN TETIKLENIYOR

GUNES RUZGARLARI “SOLAR WINDS” BIR DEPREM TETIKCISI OLABILIYOR

1982 senesinde Paris’te, Jussieu Paris VI üniversitesi Meteoroloji bölümünde Prof Dr Denise Cruette’e 1974’de Askale’de yazdigim teorideki “depremler yukardan tetikleniyor” cümlem benim “doctorat d’universite” ye kabul edilmememe sebep olmustu. 2006 senesinde, Toulouse’da gerçeklesen DEMETER toplantisindaki posterimde NASA’dan Friedemann ile Gerald Duma’nin, “Director of the Austrian Geomagnetic Observatory in Vienna” hazirladiklari yaziya da yer vermistim. Gerald Duma son 100 senenin bütün depremlerini inceleyip deprem öncesi ionosferden yer kabuguna inen elektriklenmenin deprem tetikçisi olabilecegine dair çalisiyor. Benim bu konudaki sahsi çalismalarim bu konuda son iki haftadir çok yogunlasti. Bunun da sebebi temmuz 2007’de birkaç ülkeden bu konuda bana çalismalar ve teoriler gönderilmeye baslanmasina dayaniyor.

Günes isinlarinin dünyamizdaki iklimi son senelerde degistirdigine inanan, küresel isinmanin olmadigini ancak degisken iklim degisikliklerinin olduguna, çogalan CO2 gazinin küresel isinmaya yol açtigi konusunun çok büyük bir yalan oldugunu iddia eden bilim adami sayisi da çogaliyor. Oxfordshire’daki Rutherford Appleton laboratuarinda görevli ve Southampton Üniversitesinde Uzay ve Fizik bolumu akademisyeni Prof Dr Mike Lockwood, günes rüzgarlarinin “solar winds” ayni zamanda alçak atmosferde bulutlanma yaptigini iddia ediyor. Londra’li Piers temmuz 2007’de (meteorolog ve astrofizikçi) gerek BBC 5 radyo programinda gerekse ITV televizyonunda yaptigi açiklamalarda, CO2 nin insanlara nasil yutturuldugunu, küresel isinma diye bir sey olmadigini, ancak iklim degisikligi oldugunu bana gönderdigi çok özel bir mail ile uzun uzun izah etti. Semalarla ve krokilerle bana gönderilen bu tablodan çikan en önemli unsur, depremlerin günes rüzgarlari tarafindan tetiklendigiydi... Ayni günler içerisinde bu sefer ABD ‘den Binion Bruce isminde bir uzay-fizigi arastirmacisi bana mesajlar göndererek, depremlerin yukardan tetiklendigine dair elinde degerler ve rakamlar oldugunu gösterdi. Günes isiklarindaki her bir zerrecik içerisine 12 adet dünyamiz ebadinda olup ionosferden üst atmosfer tabakasina kadar inebiliyorlar, orada Van Allen radyasyon kemerine çarpip yok olmaya mahkum olabiliyorlar veya emiliyorlar, ancak bu iyonize olmus gazlar Van Allen kusagini da delip yeryüzüne kadar inip atmosferi ve deprem faylarini da etkileyebiliyorlar. Deprem konusuyla pek ilgili olmamasina ragmen bazi bilim adamlari iste bize küresel isinma diye söylenen olayin aslinda küresel isinma degil, iklim degisikligi oldugunu iddia ediyorlar. Yani anormal hava olaylari, kuvvetli firtinalar, buz erimeleri veya çok siddetli yagislar vs. Van Allen radyasyon kusagi yeryüzüne daha da yaklasmis oldugundan bütün bu hava degismelerine maruz kaliyoruz... Gelelim tekrar depremlerin yukardan tetiklenmesi teorilerine. Hindistan Teknoloji kurumu, Rus Bilim Akademisi, NASA (gizli de olsa) bu konuda çalismalar yapiyor. Almanya’dan Kleveberg ve Hindistan’dan S.Mukherjee protonlarin neden elektronlardan 1836 kere daha agir olduklarini arastirirken, X-Ray ile sadece günes isinlarin degil gökteki bütün elementlerin içerisinde elektrik olusumlarinin degisimi ile depremlerin tetiklendigini iddia ediyorlar.

“Solar eruptions as triggers of earthquakes” basligi altinda 2006 senesine ait AGU’ de 3 Ermeni bilim adami yaptiklari uzun arastirmalar sonucunda, solar rüzgarlarinin litosferdeki radon çogalmasina sebep olduklarini, ayrica deprem faylarini harekete geçirdiklerini yaziyorlar.

Son senelerde günes patlamalari sayesinde günes rüzgarlari ionosferden yeryüzüne dogru çok daha fazla iniyorlar.

Tahminime göre eger bu günes patlamalari çogalmaya devam ederse sadece Avrupa kitasinda degil, hiç deprem olmayan bölgelerde de normalin üzerinde deprem artislari görülebilecektir. Örnegin 17 Eylül 2004 tarihinde Avrupa’da J.Blecki ve arkadaslarinin G.P.S lerle yaptiklari arastirmada ionosferden anormallikler kaydetmisler, ayrica elektron agirligi ve isisinda da degisikler olmus. Baska bir arastirmaci gurubu (J.Chum, F.Jiricek) gene 14 Eylül 2004 tarihinde Avrupa kitasi üzerinden gecen DEMETER ve MAGION-5 uydu görüntülerini bir araya getirmisler. Iki uydudan DEMETER 718 km yükseklikten 512 islik sesi ve 558 isiklanma kaydetmis. 21 Eylül 2004 tarihinde Polonya-Rusya sinirinda iki deprem meydana geldi. Biri 5.0, sonra 5.3... Arastirmacilar sasirmislar, çünkü oralarda canli fay yok..

Büyük MARAMARA projemizde bütün bu unsurlar tek tek incelenecektir. Günes korundaki patlamalar ile meydana gelen günes rüzgarlari degisik uydular tarafindan incelenecek ve sonuçlari bize ulasacaktir.

Biz tarih yazmak istiyoruz.

MILLI MENFAATIMIZ DEPREM ON SINYALLERI UZERINDE ARASTIRMA YAPMAKTIR

I.S.E.P. olarak U.S.G.S. basta olmak üzere, dünyadaki bütün deprem arastirma merkezlerine deprem mekanizmasini artik orta cagdaki anlamindan çikarip bugünkü arastirmalar sayesinde elde edilen sonuçlarla gelistirmemiz lazim geldigine inaniyorum.

Ancak ben sahsen bir Türk olarak arastirma merkezlerimize ve üniversitelerimize sesleniyorum. Artik her cevabi su litosferden beklemeyelim, geçmis depremler üzerinde çalisip verileri toplayalim, deprem olusum tarihinden 3 ay öncesi ve 1 ay sonrasi bir zaman içerisinde günes patlamalarindan baslayarak yukarda saydigim bütün parametreleri inceleyelim. Ermenistan’dan E.A.Saghatelyan ve ekibi günes patlamalarinin meydana getirdigi asiri enerjinin litosferin üst tabakalarindaki faylari uzun sure bombaladigi için yeryüzündeki manyetik alanda da bir dengesizlik meydana getirdigini fotograflarla tespit ettiklerini bana yazdilar. Günes ile deprem iliksisi ilk kez 1989 senesinde Dr Sitinski isminde bir Rus tarafindan bulunmus ancak önümüzdeki eylül ayinda yukarda bahsettigim Ermeni bilim adamlari ilk kez bu bulusu denemeden geçirdikten sonra radyasyon degisikligini fotografla kaydetmeleri konusunda patent sahibi olacaklarmis. Ermenistan’daki bilim adamlari bana bu konuda bütün çalismalarini gönderdiler ve eylül ayinda basacaklari kitabi da göndereceklerini bildirdiler. Japon bilim adamlari I.S.E.P. kütüphanemiz için yüzlerce teori ve laboratuar çalismalarini bize yolluyorlar. DEMETER ‘in idarecilerinden Dr.Parrot da Fransa’dan kendi yayinladigi makaleleri bize yolladi.

Türkiye her an patlamaya hazir bir canli fay guruplari üzerinde yer aliyor. Bizim Milli menfaatimiz her turlu teori ve çalismaya açik olmalidir. Sahsi inançlarin bilimde yeri yoktur.

TURK HALKI DUNYANIN EN YARATICI VE EN ZEKI TOPLUMUDUR

Türk bilim adamlari pozitif düsünmelidir. Türk toplumu dünyanin en akilli ve yaratici toplumudur. Bizim bilim konusunda dünyaya oncu olmamiz gerekmektedir, yeter ki beyinlerimizi ve yaraticiligimizi birbirimize karsi ve kendi insanlarimiza hücum ederek degil, tam tersine dis beyinlere karsi ve insanlarimizin yarattigi bilimi tartisacak yönde kullanmamiz lazimdir. Bilim de diger konular gibi büyük bir sanattir ve sanati en iyi çözüp icra edebilenler ruhlarini konusturanlar ve sosyal hayata tatbik edebilenlerdir. Çok zeki ve çok yaratici bir ülke halki olarak artik biraz daha ince düsünme, ruhumuzu kullanma zamani gelmistir diye düsünüyorum. Aslinda çok ince bir ruha sahip olan Türk insanimiz bu avantajinin farkinda olmali ve beyin üretimine geçmelidir. Bürokrasi içerisinde boguluyor, ufak küpler, kareler ve balonlar içerisinde yasayip hareket edemiyoruz. Kiralim bu küpleri, kareleri, patlatalim bu balonlari ve toplumumuzun menfaatlerini göz önünde bulundurarak, sarilalim bu deprem isine.

Çok özel ve son derece becerikli bir halka sahip oldugumuzu bütün dünya biliyor. Çok izdirap çeken halklar çok hassas olurlar, ancak biz bu kabiliyetlerimizin farkinda degiliz ve kendimize güvenimiz hiç olmadigi için bilimde de ithalat yapiyoruz.

Bilimsel konuya geri donelim ve unutmayalim ki Türkiye çok büyük bir laboratuardir. LAI anormallikleri ve deprem on sinyalleri, bizim ülkede meteorolojik kosullar çok sakin ve çok kolay oldugu için çabuk bulunabilir. Biz bu arastirmalara nasil ve nereden baslayacagimizi biliyoruz. Friedemann’in da israrla üzerinde durdugu cümleyi yaziyorum: Sismograflar, sizlere çok tesekkür ediyoruz, yerin altini çok iyi aydinlattiniz, ama bu hiç yeterli degil. Çünkü o basardiginiz konu deprem mekanizmasinin 20% sini kapliyor. USGS deki kodamanlarin iddia ettikleri gibi 90%’i asla degil.

-------------------------------------------------------------------

16-23 Agustos tarihlerinde yayinlanan Aktuel dergisi gecen seneki gibi beni kapak yapmadiysa dahi yazdiklarima 3-4 sayfa yer verdi ustelik ATV ile beraber hazirladiklari ilk TV canli programina da beni davet ettiler. Kendilerine cok tesekkur ediyorum. Bodrum'da dinlenirken beni Istanbul'a davet eden ATV- AKTUEL dergisi sayesinde ilk canli yayina katilmis oldum. Sabahin 1.15 inde 12 dakika konusabildim ama gene de memnun oldum cunku bir canli yayinin nasil oldugunu gordum...Sayin Selcuk Tepeli'ye cok tesekkur ediyorum.

Ancak benim kafama cok daha once takilmasi gereken bir konu takilmisti..

Su herkesin ortaligi patirtiya bogup ileri surdugu "ISTANBUL depremle yerle bir olacak" soylentisi hangi bilimsel gerceklere dayanilarak soyleniliyordu ? Bunu soyleyen sadece bizim Turk litosferciler degil, ISEP deki hocalar da soyluyor. Bende gayri ihtiyari kaniksadim herhalde ki 3 gunluk Italya gezimde kurumumuzdaki hocalara bile sormadim su an sormak istedigim soruyu ?

- Beyler ,, hepiniz birkac seneden beri Marmara bolgesi hele hele Istanbul'da cok buyuk bir deprem bekliyorsunuz... Bu tahmininizi neye dayanarak yapiyorsunuz diye... Dusundum tasindim ve bizim ISEP gurubundaki hocalarinin cogu Marmara faylarini bilmez bile.. Bizim calismalarimizin adi zaten uzerinde.. Uluslararasi Deprem On Sinyalleri Ararstirma Kurumu.. Yani zaten cok uzun vadeli tahmin yapmiyoruz.. Bizim isimiz degil.. Bizim litosferle isimiz pek fazla yok.. Bizim isimiz gunes isinlarindan baslayarak, gunes ruzgarlari, ionozfer, ust atmosfer, asagi atmosferde deprem oncesi meydana gelen anormalliklari incelemek.. Tabii ki ayni zaman litosferdeki radon artisi, kuyu sularinin yukselmesi filan da calismalarimiza giriyor. Litosferde baslayan stresin alt atmosferi etkilemesi ve oradan ionosfere kadar uzanmasi gibi...Ancak hengi olay bizim ISEP teki hocalar hatta ISEP de olmayip da bizim isle ugrasan diger yabanci arastrimacilar tarafindan incelendi de bu tahmin ortaya cikti ?

Ister inanin ister inanmayin.. Ben bu soruma dogru durust cevap alamadim.. Tarihe dayanarak yapiliyormus bu tahmin diye duydum.. Ortada fol yok yumurta yok.. Daha da beterini yazayim.. Marmara denizinin saglikli bir sekilde fay hatlari daha belirlenmemis... Inanilir gibi degil.. Eh peki bu patirdi gurultu nereden cikiyor ? Bana bunu birisi izah edebilir mi ? Istanbul'da bu konuda insanligimdan utanacagim bilgiler verildi bana.. Rant meselesiymis bu patirdi gurultu.. Nsil mi ? Yazmayacagim.. Cunku nasil yazacagimi bilemiyorum... Insanligimdan utaniyorum..Bu konuda yazacagim bu kadar.

Istanbul'da deprem olmayacak mi ? Sorusunun cevabi cok basit.. Tabii ki olacak.. Ayni sans Izmir de de var, Bingol de de var. Gediz ve diger sehirlerde de var.. Ama AYNI SANSA SAHIPLER.. Yani belki guney Marmara denizinde bir deprem sans biraz daha fazla olabilir ancak bize anlatilan gibi degil....

 

TURKIYE DE ANORMAL BULUT RESIMLERINI BIZE GONDERMEYE DEVAM EDINIZ.

 

 

 

© Meteoquake All rights reserved 2007