![]() |
||||||||||||||||||||||||||
|
Türkiye mizde 1998 - 2008 yılları arasında meydana gelen depremleri gösteren harita
CHERNOBIL FELAKETI Tarih 26 Nisan 1986. Aradan tam 25 yıl geçti. Bugünkü Ukranya daki nükleer santralda büyük bir patlama, ardından yangın çıktı. Çok büyük miktardaki radyoaktivite Avrupa ve Rusya ya dağıldı... 26 Nisan 2011 tarhinde bu facianın 25nci yıldönümünü hatırlıyoruz. O zamanki URSS deki Chernobil nükleer santral da aynen Fukushima da olduğu gibi büyük ihmallerden kazaya uğradı..
TÜRKİYE DE NÜKLEER SANTRAL KURULSUN MU ? Bu konuda yüzlerce yazı, makale, kitaplar yazıldı.. Ben burada çok beğendiğim bir makaleyi aktarmak istedim... Enerji Sorunumuz Dünya nüfusunun hızla artması, sanayileşme, lüks tüketimin bir yaşam tarzı haline gelmesiyle birlikte geleceğimizi belirleyecek ihtiyaçlarımızda ilk sırayı enerji sorunu almıştır. Bugün kişi olarak, kurum olarak, ülke olarak hiç kimse enerji kullanmayacağım diyemez. Kullanılan enerjinin de mutlaka bir karşılığı, doğada bir tahribatı, ülke ekonomisi açısından bir maliyeti vardır. Biz bu maliyeti özellikle sanayi devriminden bugüne kadar gerek biyokütle yakıtlar yoluyla ormanlarımızın kaybıyla, gerek en verimli tarım arazilerini ve en güzel doğa parçalarını barajlar altında bırakarak, gerek linyit, doğalgaz gibi yakıtların yakılması sonucu çevreyi kirleterek ve de ülke ekonomisini borç batağına sokarak ödedik. Enerji ihtiyacımızın bir kısmını karşıladığımız hidroelektrik santraller çevreye zararsız, yenilenebilir enerji kaynakları olarak düşünülse bile Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayacak potansiyele sahip değildir. Biz Türkiye’deki bütün akarsuları hidroelektrik enerjisine çevirsek bile 2028’den itibaren ihtiyacımızı karşılayamaz hale gelecektir, ayrıca kural olarak bir ülkenin akarsu varlığının %40’ından fazlası enerji üretiminde kullanılamaz. Kaldı ki hiçbir baraj yenilenebilir enerji kaynağı değildir ve yapılan barajların büyük kısmı verimli tarım arazileri üzerine kurulmuştur, Türkiye’nin tarihi mirasını ve doğasını büyük oranda tahrip etmiştir. Türkiye gibi engebeli ve yüksek bir ülkede yapılan bir barajın ömrü de en iyi ihtimalle 100 yıldır. Yaklaşık 100 yıl sonra Fırat ve Dicle gibi nehirler üzerinde birinin bittiği yerde diğerinin başladığı barajlar foseptik çukurları haline dönüşecektir. Dereler, şelaleler ve tatlı su kaynakları bir ülkenin gözü gibi koruması gereken mücevherleridir. Binlerce, milyonlarca yılda oluşan bu yaşamsal öneme sahip zenginliklerimizi kısa vadeli çıkarlarımız için harcayamayız. Kömürle çalışan elektrik santralleri ihtiyaçlarımızın yarıdan fazlasını karşılamaktadır. Bu santrallerin çalıştırılmasında kullanılan özellikle linyit çok yakın bir zamanda oluştuğu için (Miyosen’den bu yana) dünyanın en kalitesiz ve kükürt oranı en yüksek kömürleridir. Çıkan baca gazları insanı, hayvanı ve bitkiyi tahrip etmekte, öldürmekte; çevredeki toprak ve su kalitesini inanılmaz derecede bozmaktadır. Ayrıca bu kömür yataklarından bazılarının insan sağlığı için son derece zararlı; bir daha vücuttan atılamayacak kadar birikebilen ağır metalleri de içerebilmektedir. Bu kömürleri sobada yaksanız da durum değişmiyor. Kömür yakılan şehirlerin durumunu (Konya, Kastamonu gibi) bu şehirlerde yaşayanlar çok iyi bilmektedirler. Doğal gaz ve petrol çevirim santrallerinde yakılan doğal gazı ve özellikle petrolü ısınmak ve enerji elde etmek için kullanma küresel bir hatadır. Çünkü petrol, petrokimya sanayinin, yani on binlerce ürünün ham maddesidir. Ayrıca ülkemiz petrol ve doğalgaz yatakları açısından son derece yoksundur (Karadeniz, Tuz Gölü dipleri ve İskenderun Körfezi’nde umudumuz olsa da). Romantik çevrecilerin çoğunun tükenmez enerji kaynağı olarak gördüğü rüzgâr enerjisi açısından ülkemiz kuzey ülkeleri kadar zengin bir ülke değildir. Yılın büyük bir kısmında hava akımı gösteren yerlerin sayısı sınırlıdır; ayrıca esen rüzgârın gücü yine bu ülkelerdeki gibi büyük değildir. Ekonomik olarak işletilebilecek rüzgâr santrallerinin yapılacağı yerler sınırlıdır. Kaldı ki, dünyanın ekonomik bakımından büyük ülkesi olmaya soyunmuş bu ülke, güçlü sanayisi için elektrik kaynağını zayıf ve kararsız rüzgâr enerjisine bağlayamaz. Rüzgar enerjisi ancak yardımcı kaynak olarak ve küçük işletmelerde kullanılabilir. Güneş enerjisi zaten evlerde ısıtma, sıcak su sağlama, aydınlatma, hatta soğutma gibi işlerde kullanılmaktadır. Hepsi bu kadar. Güneşli günlerde (ki ülkemizin Karadeniz bölgesi çok uygun değil) güneşten gelen enerjinin santimetre kareye bıraktığı enerji ve bunun en verimli şekilde dönüşümünü sağlayan sistemlerin yapısını incelediğimizde, bu yolla elde edilecek enerjinin ağır ve büyük enerjiye gerek gösteren sanayinin ihtiyaçlarını düzenli bir şekilde karşılayamayacağı açıktır. Nükleer Enerji Son zamanlarda herkes bu tartışmanın bir tarafında yer almayı alışkanlık haline getirdi. Tartışmaya girenleri birkaç şekilde sınıflandırabiliriz: 1-Gerçekten doğaya saygılı, lüksünden feragat etmeye hazır, özveriye açık kesim; enerji tüketimini kısıtlamayı önerenler (sadece güneş enerjisine ve rüzgâr enerjisine sıcak bakanlar). 2-Gerçekten doğaya saygılı, ancak bilgisi yeterli olmadığı için hayal peşinde koşanlar (rüzgârcılar ve güneşçiler; nükleer enerji karşıtları). 3-Gerçekten doğaya saygılı, ancak eksik ve yanlış bilgisi olanlar (kömürcüler, hidroelektrikçiler, güneşçiler, rüzgârcılar; nükleer enerji karşıtları). 4-Gerçekten doğaya saygılı, ancak nükleer enerjinin ne olup olmadığını tam anlamayan, geleceğe tam teşhis koyamayanlar (eylemci nükleer enerji karşıtları) 5-Kışkırtılmışlar (ne olursa olsun, öğrenmeye ya da tartışmaya bile girmeden, her halde belirli odaklardan alınan talimatla nükleer enerjiye karşı çıkanlar, büyük petrol lobilerinin, Greenpeace gibi kurulduğu ülkelerde eylem yapmak yerine, eylem yeri olarak Türkiye’yi seçenler, olaya ideolojik bakıp, mevcut hükümet kuruyor gibi görenler) Bu sınıflamada saygı duyabileceğimiz kesim birinci şıktakilerdir. Mevcut lüks anlayışımızla bu sorunu hasarsız çözmemiz imkansızdır. Hem rahat yaşamak isteyeceksin (bulaşık makinen, çamaşır makinen, fırının, her odada televizyonun, klima cihazın, telefonun, elektrikli şofbeni olacak, hem en lüks arabaya bineceksin, uçakla seyahat edeceksin) hem ucuz enerji kullanmak isteyeceksin, hem kullandığın araçların hiç birinden vazgeçmeyeceksin hem de her gün tasarruf etmeden enerji tüketen aletleri kullanacaksın hem de geleneksel yollarla sorununu çözmeyi savunacaksın. Bir de kalkıp temiz elektrik edebiyatı yapacaksın. Bu ya sığ düşünmenin sonucudur ya da art niyetin. Günümüzde dünyanın kullandığı nükleer enerji santrallerine bakarsak, şuan 442 nükleer santralin çalışmakta olduğu, 2009’da inşasına başlanan 426 santralin ise 125’inin Çin’de olduğunu görürüz. Mevcut santralleri de üç başlık altında inceleyebiliriz: İlkel ve güvensiz tipler olan İlk yapılan birinci kuşak santrallerdir ve acilen kapatılması gerekmektedir. Almanya’nın kapatıyoruz, yıkıyoruz dediği santraller bu sınıfa girer ki, ülkemizdeki hacı muratların trafikten kaldırılmasına benzemektedir. Ermenistan, Bulgaristan, Rusya’daki bazı nükleer santraller, Çernobil nükleer santralleri bu sınıfa girmektedir. Fransa, Japonya, Almanya, Amerika’daki önemli bazı santraller gibi gelişmiş ülkelerin kullandığı ve birinci kuşaktakilere göre daha güvenli olan santraller ikinci kuşak nükleer santralleri oluşturmaktadır. Geliştirilme aşamasında olan üçüncü kuşak santraller. Maliyetinin yüksek olmasına rağmen, kurulması önerilen santr aller bunlardır. Türkiye’ye nükleer santral kurulsun mu? Bunun yanıtı kesinlikle evettir. Sebebi: 1. Mevcut bütün enerji kaynaklarımızı kullansak dahi, önümüzdeki birkaç on yılda enerji açığımızın olacağı kesindir. 2. Türkiye ve birçok ülke er ya da geç bu teknolojiyi tanımak ve kullanmak zorunda kalacaktır. Türkiye bir an önce bu santralleri işletebilecek ve daha sonra da kurabilecek kadroyu yetiştirmek zorundadır. 3. Nükleer santrallerin diğerlerine göre kullanışta önemli bir avantajı vardır. Bir yerde enerji açığı ortaya çıkınca, interkonnektif sisteme çok kısa bir zaman içinde enerji takviyesi yapabilmektedir. 4. Dünyadaki nükleer santrallerin hemen hepsi Viyana Atom Ajansı’nın uzmanlarınca sürekli denetlenmektedir. Buradaki denetim zaman zaman kontrol değil, 365 gün 24 saat belirli uzman gözetimi söz konusudur. Üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri de Türkiye’nin bu teknolojiyi, yakın zamanda yaygınlaştırsa da yaygınlaştırmasa da, en iyi şekilde öğrenmesidir. Bu teknolojiye sahip olan ülke güvenlik açısından bir anlamda dokunulmaz ülke durumuna giriyorsa, Batı’daki sözde stratejik ortaklarımız bize bunun teknolojisini hiçbir zaman tam olarak öğrenmeye izin vermeyeceklerdir. Teknik kadroyu eksiksiz yetiştirmek koşuluyla acilen kurulması son derece önemli ancak muhtemelen Akkuyu’da yapılacağı gibi aracılara ve karar vericilere uluslararası rayiçten %5-10 komisyon verip, yap işlet ve yüksek fiyattan elektriği bize sat dersek, bu ülkeye ihanet etmiş oluruz. Sonuç olarak Türkiye teknolojide gelişmeyi amaçlamışsa ve toplum tüketim toplumu olarak yoluna devam etmek istiyorsa ve refahından ödün vermeye yanaşmayacaksa er ya da geç başvuracağımız enerji kaynağı nükleer santrallerdir. Ayrıca Türkiye son yarım yüzyıldır dünyanın en çok enerji kullanan ve ortama en çok kirli atık bırakan iki sanayiye yatırım yapmıştır: Demir-Çelik ve çimento. Ülkemiz nükleer enerjiye geçmese bile hudutlarımızın hemen yanı başında (Bulgaristan ve Ermenistan) çok daha ilkel teknolojilerle kurulmuş tesisler zaten tehdit saçmaktadır. Çernobil’in yaydığı radyasyon dolayısıyla çevreye verdiği zarar ise 18 Avrupa ülkesinden geçerek bütün Avrupa’nın zehirli atıklarını Karadeniz’e taşıyan ve bütün Karadeniz çevresini zehirleyen Tuna Nehri’nin yanında çok hafif kalmaktadır. Mevcut haliyle diğer enerji kaynaklarının kullanılmasının doğada yapacağı tahribatın, nükleer santrallerin riskinden çok daha yüksek olduğu söylenebilir. Bir ülkeyi sevmek için o ülkenin toprakları için canını vermek yetmiyor galiba, ruhunu ve aklını da vermek gerekiyor. Yrd.Doç.Dr. Ali Meydan KURULACAĞI YER ÇOK ÖNEMLİ..
FUKUSHİMA SANTRALI HAKKINDA VE AVRUPA DA NÜKLEER SANTRALLARDA SON DURUM Avrupa Birliğinde 153 reaktör bulunmakta bunların 58 tanesi Fransa dadır. Fransa elektriğinin 75% ini nükleer den almaktadır. İsveç 45% ini ve İsviçre ise 40%ını. Fukusjima rezaleti ardından başta Almanya olmak üzere İsviçre de nükleer santral yapma düşüncelerini dondurdular. Ama ne kadar zamana kadar ? İşin en önemli olan kısmı Bulgaristan, Ruslarla beraber ortak olarak nükleer santral yapmak için istemeye istemeye büyük adımlar atmıştı.. Bu adımları şimdilik kati olarak durdurdu... Ancak gelecek ne gösterir bilinmez. Mediapool Sofia basını kati surette Rus atomunu istemediklerini yazdılar. Bulgaristan böylelikle paçayı sıvırmışa benziyor. Ama ya Türkiye ? To Vima isimli Yunan sergisi Başbakan Erdoğan ın iki kere düşünmesi lazım Ruslarla işbirliği yapmadan önce yazısında faylar arasında yer alan Akkuyu da nükleer santral yapımasının çok yalnış olduğunu yazıyor. 14 Martta Angela Merkel nükller santral hakkında olumsuz konuştu 17 Martta Nicolas Sarkozy Fukushimadan pek etkilenmedi 18 Mart tarihinde İtalyan Ekonomi bakanı İtalya nın nükleer konusunda biraz duraklaması lazım geldiğini açıkladı. 22 Mart tarihinde İspanyol İç İşleri bakanı Alfredo Perez Rubalcaba ülkesindeki üç santral için, ki daha yapılma aşamasında, bitirlmesini bekleyebiliriz şeklinde konuştu. Avusturya da yeşiller nükleer lobicileri istifaya çağırdı. 25 Mart tarihinde Avrupa Birliği bakanları AB dedeki 143 santralı incelemey karar verdiler. JAPONLAR TEPCO YU SUÇLADILAR Eski Fukushima valisi Eisaku Sato TEPCO ile defalarca kapıştıklarını ifade etti. Fukushima santralını işleten ve elektriğini temin eden TEPCO yu halk da kınıyor. YALANLAR ! 2000 yıllarında TEPCO sahte dokümanlarla hükümeti ve yerel idarecileri uyutmuş. Daha da beteri NISA, yani TEPCO yu denetleyen resmi kuruluş, bu shte belge ve raporları bilmelerine rağmen gerçekleri herkesten saklamışlar. Raporda, yani gerçeğinde iki reaktörde sızıntılar olduğu yazılıymış. Bu gerçek olaylar depremden tam 2 sene önce ortaya çıkmış. 2000 yılında 20 den fazla TEPCO çalışanı çalıştıkları kurumun dürüst iş yapmadıklarını belirten mektuplar göndermişler. JAPONYA DA ANKET ! Halkın 56,2% nğkleer santrallarını istiyor ama DÜRÜSTÇE denetlenmeli diyor Aynı zamanda 55,3/ son derece tedirgin Hükümet görevini yapmadı diyenler 5 aşağı 5 yukarı yarı yarıya 70% i TEPCO yu suçluyor ERDOĞAN A MESAJ.. Fransız basınında ! Monsieur le Premier ministre, réveillez-vous ! appuyez ici SAYIN BAŞBAKAN UYANIN !!! Yazıda Milliyetten Hasan Cemalın ve Hürriyet ten Yalçın Doğan ın makalelerini koyan ''courrierinternational'' Erdoğan a artık uyanma zamanının geldiğini hatırlatan bir başlık atmış. Zaman gazetesinden Şahin Alpay dahi aynı görüşte.
Okan Üniversitesi’nden Nükleer Mühendisi Prof. Dr.Tolga Yarman, “Hayatımda bu kadar nükleer cehaleti görmedim” diyerek teknik olarak Akkuyu’ya nükleer santral yapılamayacağını söyledi. Japonya’daki nükleer patlamaların teknolojik bir zaaf nedeniyle meydana gelmediğine dikkat çeken Yarman, “ 1. nesil, 3. nesil, 5. nesil farketmez. Japonya’daki deprem ve ardından gelen tsunami, tahayyül sınırlarının ötesinde, ancak korku filmi kurgusunu oluşturabilirdi” dedi.
Sevgili arkadaşlar.. O beyaz karenin içerisine nükleer santral yaparsak ve o karenin içerisinde herhangi bir yerde 6 kuvveti üzerinde bir deprem meydana gelirse bile bir ihtimal var ki radyasyon kaçması meydana gelsin.. Bu konu çok ciddi bir konudur. Çok iyi düşünmek lazımdır.. Halkını seven hiçbir yetkili böyle bir mesuliyeti üzerine almamsı lazımdır diye düşünüyorum... TAZE BIR ÖRNEK.. DAHA 20 MART 2011 DE YANİ DÜN 3.4 KUVVETİNDE DEPREM SANTRALIN KURULACAĞI KIYIDA MEYDANA GELDİ.
İNANILMAZ GERÇEK..
Japonya’da yaşanan çifte felaketin ardından ülkedeki iki nükleer santralde yaşanan patlamalar ve ortaya çıkan sızıntı riski, gözleri 1976’ten bu yana gündemde olan nükleer santral projelerinde son aşamaya gelen Türkiye’ye çevirdi. Elektrik Mühendisleri Odası, Akkuyu santrali için Rusya ile yapılan anlaşmanın bir an önce iptal edilmesi ve Japonya ile Sinop için yapılmakta olan görüşmelere de son verilmesi çağrısında bulundu. AKKUYU SANTRALİ FAY HATTININ YANINA YAPILACAK Akkuyu Santrali projesinin ihaleye dahi çıkılmadan 5 Rus şirketinin ortak olduğu konsorsiyuma verildiğini belirten Elektrik Mühendisleri Odası, “Akkuyu’da kurulmak istenen nükleer santral Ecemiş Fay Hattı’na 25-30 kilometre uzaklıkta yer almakta. Deprem kuşağında olan bu bölgeye nükleer santral kurulamayacağına ilişkin bugüne kadar yapılan uyarılar dinlenmedi. Ancak Japonya’da yaşanan 9.0 büyüklüğündeki depremin ardından yaşanmakta olan nükleer felaket, Akkuyu inadından vazgeçilmesi konusunda bir uyarıdır” diyerek tehlikeye işaret etti. PROJE 35 YILLIK BİLGİLERE DAYANIYOR Akkuyu’da kurulacak olan santralin 35 yıl önce 1976 yılında verilmiş olan yer lisansına dayandığını belirten Elektrik Mühendisleri Odası, “Bu lisans kapsamında değerlendirilecek olan konuların başında, ‘bölgenin topografik, jeolojik, jeoteknik, hidrolojik, sismolojik ve meteorolojik özelliklerine ilişkin bilgi ve incelemelerin, seçilen yerin deprem, sel baskını, fırtına gibi doğal olaylar ve bu olayların ikincil etkileri yönünden değerlendirilmesine ilişkin bilgiler’ yer almaktadır. Oysa Akkuyu için bundan 35 yıl önce alınmış olan yer lisansının güncellenmesi söz konusu değil. 35 yıl içindeki değişimleri hesaba katmayan bir yer lisansı kabul edilemez” sözlerine yer verildi.
DIKKAT ! AKKUYU'DAKİ FAY HATTI BİLİNMİYORDU! CHP'li Öztürk, Japonya'da deprem sonrası yaşanan nükleer santral sızıntısını hatırlatarak, "Mahkeme kararıyla Rusya'da kurdurulmayan nükleer santral teknolojisi, Mersin Akkuyu'da uygulanmak isteniyor. Üstelik, 1976'da Akkuyu'ya santral yapılabilir raporu veren profesör, o zamanlar Ecemiş Fay Hattı'nın bilinmediğini söyledi" dedi ve uyardı: "Umut ediyorum ki, Japonya'daki felaket sonrası akıllarını başlarına toplar ve nükleer santral inadından vazgeçerler" ''DEPREM OLMAYACAĞINA DAİR ELİNDE SENET Mİ VAR?'' Kaynak Gazeteport Akkuyu'dan vazgeçin!
"ECEMİŞ FAY HATTI'NA 25 KİLOMETRE UZAKLIKTA"
Japonya'da meydana gelen depremin ardından ortaya çıkan nükleer tehdide dikkat çeken Anadol, şöyle dedi: "Mersin Akkuyu'da yapılması planlanan nükleer santral için 1976 yılında verilen lisansa istinaden 2010 tarihinde Rusya ile Türkiye arasında nükleer güç santrallerinin kurulması için bir anlaşma imzalandı. Akkuyu nükleer santrali 35 yıl önceki lisans temel alınarak yapılacaktır. 1976 yılında Ecemiş ölü fay olarak değerlendirilmiş Akkuyu'ya lisans verilmiştir. Yanında fay geçiyor, deprem kuşağı, ölü fay olarak değerlendirilmiştir. 1998 yılında ölü fay olarak değerlendirilen Ecemiş'in 1. derecede risk taşıdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Şu anda 1. derecede risk taşıyan Ecemiş deprem hattının yanında yapılmaktadır. Ecemiş Fay Hattı'nın yapılacak santrale uzaklığı sadece 25 kilometredir." "MERSİN HALKINA SORUN"
Türkiye'nin nükleer programını yeniden gözden geçirmesi gerektiğine dikkat çeken Anadol, "Hükümete sesleniyorum. Enerji politikalarını yeniden gözden geçirmelidir. Güvenli yakıt ve akıt teknolojileri geliştirinceye kadar nükleer programınızı askıya alın. Akkuyu'da yaptığınız yanlışlıklardan vazgeçin. Sorun Mersin halkına, kararı onlar versin" çağrısını yaptı. "SAYIN BAŞBAKAN NÜKLEER SANTRALDEKİ TEHLİKEYİ EVDEKİ MUTFAK TÜPÜNÜN YARATACAĞI TEHLİKEYLE EŞDEĞER SANIYOR"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tutumunu da eleştiren Anadol, "Sayın Başbakan tüm dünyaya parmak ısırtacak bir bilgisizlikle, kör cesaretle nükleer santraldeki tehlikeyle evdeki mutfak tüpünün yaratacağı tehlikeyi eşdeğer olarak sunabilmektedir" dedi. "O BÖLGEDE NÜKLEER SANTRAL YAPMAK BÜYÜK KATLİAM OLUR"
CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan da, o bölgede nükleer santral yapmanın büyük bir katliam olacağına işaret ederek, "Türkiye nükleer programını askıya almalı. Fay hattının yakınına nükleer santral yapılamaz. Fay hattı aktiftir. Biz 25 kilometreden bahsediyoruz" diye uyardı. Bölgedeki deniz suyu sıcaklığının arttığına da dikkat çeken Seyhan, "Sayın Başbakan şunu bilsin ki hamam suyu ile nükleer santral soğutulmaz" dedi. "BAŞBAKAN NEYE KARŞI SÖZ VERDİĞİNİ AÇIKLASIN"
Hükümetin neden bu konuda ısrarcı olduğu yönündeki bir soruya Seyhan, Samsun Ceyhan Boru Hattı Projesi'ne petrol pompalamaya karşılık bu anlaşmaların hiç düşünmeden imzalandığını iddia ederek, şöyle dedi: "SAYIN BAŞBAKAN NÜKLEER PATLAMAYI SOBANIN ÜSTÜNDE UNUTULMUŞ KESTANELER SAYIYOR"
Başbakan'ı eleştiren CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk de, "Sayın Başbakan, kendisi hiçbir bilgi eksikliğini fark etmeden sanki Japonya'da patlayan nükleer santral değil de sobanın üstünde unutulmuş kestaneler sayıyor ya da tavada patlatılan mısır patlamaları sanıyor. Olayları küçülte küçülte neredeyse bebeklerin patiklerin içine sokacaklar" dedi. Kaynak gazete5.com NÜKLEER SANTRAL NEDİR VE NASIL ÇALIŞIR ?
enerji günümüz elektrik ihtiyacının yaklaşık %17′sini karşılamaktadır. Bazı ülkeler enerjilerinin büyük bir kısmını lerden üretmektedir. Örneğin Fransa Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre elektrik enerjisinin %75′ini enerjiden sağlamaktadır. Amerika ise enerjisinin %15′ini buradan karşılamakta fakat bazı bölgelerinde ler daha yoğun biçimde enerji üretimi yapmaktadır. Dünya çapında 400′den fazla bulunmakta ve bunların 100′den fazlası sadece Amerika’da yer almaktadır. NükleerSantraller Nasıl Çalışır?
in iç yapısına baktığımızda, uranyumun fisyon tepkimesine girmesiyle oluşan enerji su buharının çok yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılmasını sağlar. Yüksek sıcaklıktaki bu buhar, elektrik jeneratörüne bağlı olan türbinlere verilir. Türbin kanatçıklarına çarpan yüksek enerjili buhar, bilinen şekilde türbin şaftını çevirir ve jeneratörün elektrik enerjisi üretmesi sağlanır. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir. Türbinden çıkan basınç ve sıcaklığı düşmüş buhar, tekrar kullanılmak üzere yoğunlaştırıcıya gider ve su haline geldikten sonra tekrar bölünme ile açığa çıkan enerji ile ısıtılıp buhar haline getirilir ve döngü devam eder. NükleerSantrallerin Problemleri nelerdir? enerji üretiminde altının çizilmesi gereken önemli engeller ve sorunlar şunlardır:
bilgiler Bilgiustam sitesinden alınmıştır...
NUCLEAR ENERGY INSTITUTE update için burayı tıklayın |
|||||||||||||||||||||||||